
Bizim için Dünya Kupası defteri kapandı; geriye saha içindeki ruhsuz oyunun ve skor tabelasındaki o malum hayal kırıklığının tortusu kaldı. Beklentilerin yüksek olduğu bir turnuvada, ay-yıldızlı forma altında sahaya çıkanların ortaya koyduğu performans, ne oyun ne de mücadele anlamında çıtayı yakalayabildi.
Futbol, sonuçla ölçülen bir oyun. “Grup zordu”, “şanssızdık”, “hakem öyleydi” Vs. vs. gibi mazeretler, tribünleri dolduran ya da ekran başında nefesini tutan milyonlar için bir şey ifade etmiyor. Gerçek olan şudur: Takım, sahada ağırlığını hissettiremedi, oyunun kontrolünü eline alamadı ve üretkenlikten uzak bir görüntüyle turnuvaya veda etti. Bu seviyede forma giymek bir deneme yanılma tahtası değildir; ya sahada karakterini koyarsın ya da evinin yolunu tutarsın. Bizimkiler, ne yazık ki ikincisini seçti.
Şimdi tepkiler haklı olarak yükseliyor. Eğer bu formayı taşıyanlar gerçekten “bizim çocuklar” olarak anılacaksa, sadece saha içindeki zayıf performansla değil, saha dışındaki duruşlarıyla da topluma bir mesaj vermelidir. Bir ülkenin en hassas noktası olan şehit ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı gibi milli kurumlarımıza sahip çıkmak, artık sadece bir “temenni” değil, yerine getirilmesi gereken bir sorumluluktur.
Turnuvadan elde edilen tüm gelirlerin, bu vakıf ve kuruluşlara bağışlanması, sahada sergilenen o yetersiz performansın ardından yapılabilecek en erdemli, en onurlu hareket olacaktır. Futbolcular ve teknik ekip, ortaya koydukları hayal kırıklığını belki de böyle bir adımla, halkın gönlünde biraz olsun telafi edebilir.
Unutulmamalıdır ki, formanın ağırlığını taşımak sadece sahada koşmak değil, o formanın temsil ettiği değerlerin hakkını her alanda verebilmektir.
#PsM #LeventTüysüz #PrimÇocuklar






